Eğitim İş Sendikası’nı kayyum utancına sürükleyen tüm sorumlular hesap vermelidir!

Eğitim İş Sendikası’nı kayyum utancına sürükleyen tüm sorumlular hesap vermelidir!

2
0
PAYLAŞ

Halkçı Kamu Emekçileri olarak gerek Birleşik Kamu İş Konfederasyonu’na gerekse onun bünyesindeki en büyük sendika olan Eğitim İş Sendikası’na yönelik En son birkaç yıldır devrimci sorumluluğumuz gereği yaptığımız dostane eleştiri ve uyarıların dikkate alınmamasının acı En sonuçlarını üzüntüyle takip ediyoruz.

Yüzbinlerce kamu emekçisinin umudu olması gereken; sendikacılığa, hak arama mücadelesine bu perspektiften yaklaşması gereken örgütümüzün, örgütlerimizin içine düşürüldüğü içler acısı durum, sürekli dile getirdiğimiz “Sendikalar Faciası”nı daha da derinleştirmektedir ülkemizde. Bizim de bir bileşeni olduğumuz Eğitim İş Sendikası’ndaki En son yaşananlar bu faciaya yeni sahneler eklemekte, yeni boyutlar kazandırmaktadır.

Bilindiği gibi geçtiğimiz günlerde Eğitim İş, tarihinde ilk kez “kayyum” utancıyla yüz yüze geldi. İstanbul 4 No’lu Şubeye, seçimlerde yapılan usulsüzlüklerin yargıya taşınmasından dolayı kayyum atandı!

Eğitim İş Sendikası’nın bir şubesini, dolayısıyla Eğitim İş’i, dolayısıyla da Birleşik Kamu İş’i böylesine bir kepazeliğe sürükleyen bütün sorumlular hesap vermelidir!

Sakın ola ki bu utancın müsebbipleri kayyum rezaletinden dolayı suçu mahkemelere atmasın! Sizler Parababaları devletinin, yani kamu emekçilerinin işvereninin mahkemelerine gerekli malzemeyi verirseniz, elbette ki mahkemeler de fırsat bu fırsat deyip Eğitim İş’i ele güne rezil eden kararlara imza atacaktır; elbette ki sendikanın kasasından, yani emekçilerin cebinden ödenmek suretiyle 5 bin lira maaşla kayyum atamaları yapacaktır.

Peki, işin bu noktaya gelmesinin sorumluları kimlerdir?

Bu rezaleti eğip bükmeye, önemsizleştirmeye, bulanıklaştırmaya, yamultmaya hiç gerek yoktur. İşin bu noktaya gelmesinin birincil sorumlusu, söz konusu İstanbul 4 No’lu Şube yönetimini yıllardır elinde bulunduran, Bin Kalıplı İhanet Siyasetinin Eğitim İş’teki uzantısı olan malum gruptur. En En son yıllarda AKP’yle ve mafya bozuntusu çakallar da dahil olmak üzere bütün gerici odaklarla ittifak yapan, siyasi ikbalini muktedirin kanatları altında gören siyasi anlayışın ve onun Eğitim İş’teki uzantısının örgüte verdiği zararın boyutu, kayyum utancında kendisini bir kez daha net bir şekilde göstermektedir.

Burada şunu belirtmeden geçmeyelim: 4 No’lu Şube Yönetiminde elbette önemli Hocamız Cemil Kılıç gibi çok güzel niyetli yöneticiler de zaman zaman görev almıştır. Ancak bu şube, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi uzun yıllar boyu ezici çoğunluğunu malum gruptan kişilerin oluşturduğu şube yönetimlerinin tahakkümü altındadır. İşte mahkemelerin kayyum kararı vermesine dayanak sağlayan antidemokratik uygulamaları bu anlayış, bu tahakküm gerçekleştirmiştir. Dolayısıyla bu utancın birincil derecede sorumlusu bunlardır. Bu anlayış sendikada var olduğu sürece ne yazık ki bu utançların En sonu gelmeyecektir.

Kayyum rezaletinin ikincil sorumluları ise örgüt içinde bu kepazelikler yaşanırken müdahale etme inisiyatifi almayan, bunlara göz yuman geçmişteki ve şimdiki Genel Merkez Yöneticileridir. Eğitim İş Tüzüğünün “Sendikanın Temel Değer ve İlkeleri” başlıklı 4’üncü maddesinin (h) bizdinde Eğitim İş “Kararların alınmasında ve yürütülmesinde demokratik merkeziyetçiliği temel ilke olarak kabul eder.” denmektedir.

Demokratik merkeziyetçiliğin özü sadece tabandan gelen talepleri, önerileri dikkate almak değildir. Demokratik merkeziyetçi bir örgütte, örgütün tepesindekiler aynı zamanda bu tür hassas konularda inisiyatif alma yetkisine ve sorumluluğuna da sahiptirler.

Peki, bir önceki yönetim ve mevcut yönetim işin bu noktaya gelmesini önlemek için gereken tavrı takınmış, çabayı göstermiş, inisiyatifi almış mıdır?

Bunun cevabının ‘hayır’ olduğunu herkes bilmektedir. O zaman halkımızın deyişiyle sormazlar mı adama “Siz bostan korkuluğu muydunuz, neden müdahale etmediniz” diye?

Hadi buna hakkıyla müdahale etmediniz, kayyum utancını ilk kez Eğitim İş’e yaşatan Genel Merkez Yönetimi olma “apoletini” bir daha çıkmayacak şekilde omzunuza taktınız; peki, resen atanan her bir kayyuma üyelerin aidatlarından 5 bin lira maaş verilmesine karşı bir hukuki girişiminiz oldu mu? Bunu bile olsun yaptınız mı?

Ama biz biliyoruz ki Mevcut Genel Merkez Yönetiminin derdi bunlar değil. Onlar, bu tür durumlara etkin biçimde müdahale etmek şöyle dursun, yeni kayyumlarla En sonuçlanacak adımlar atmaya da devam etmektedir, bilindiği gibi. İstanbul’da kurşun askerlerin yönetimindeki bir şube açma hevesiyle bölünen, bölündüğü günden bu yana da genel kurul yapamayan 1 No’lu Şube de kayyum tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Kayyum rezaletinin bir diğer sorumlusu ise doğal olarak Eğitim İş Sendikası’nı bünyesinde barındıran Birleşik Kamu İş Konfederasyonu’nun tepesini tutmuş kişilerdir. Onlar da tıpkı Eğitim İş Genel Merkezininin kendisine bağlı bir şubesi konusunda inisiyatif almaması gibi, kendisine bağlı bir sendika konusunda inisiyatif almamış, bu önemli olayı umursamamıştır. Bütün bunlar olurken, konfederasyonun genel başkanı “Muhtarlık İşleri Daire Başkanı” olmak gibi “ulvi!” bir görevin peşine düşmüştür. Söz konusu Yeni CHP’ye ya da başka mercilere yamanmaksa, “acep bana da bir vekillik düşer mi ki” hesabı yapmaksa, gerisi teferruattır onlar için…

En En sonuç olarak kayyum rezaletinin etkilerini sadece ilgili şube değil, tüm Eğitim İş üyeleri yaşamaktadır. Bu tür durumların üyeler nezdinde kitlesel kırılmalara yol açması, sendikanın tepesini tutan mevcut anlayışlar tarafından yıllardır körüklenen umutsuzluğa bizzin dökmesi işten bile değildir.

Sendikadaki dürüst, namuslu, bilinçli unsurların bu rezaletlere karşı tepkisini ortaya koyması, harekete geçmesi gerekir. Ancak bu yolla sendikamızın içinden düştüğü bataktan kurtulması için bir umut doğabilir.

Bu rezalete imza atan bütün sorumlular derhal görevlerinden istifa etmelidir. 6 Aralık 2019

Halkçı Kamu Emekçileri

PAYLAŞ

BİR CEVAP BIRAK