Koronavirüs Salgınından çıkaracağımız dersler

Koronavirüs Salgınından çıkaracağımız dersler

7
0
PAYLAŞ

Profesör. Doktor. Ercan Küçükosmanoğlu: Sevgili Arkadaşlar , Tünaydınlar…

Öncelikle tüm izleyenlerin bayramlarını kutluyoruz. Bu bayram gününde bizler “Halkçı Doktorlar” olarak, önemli bir konuğu ağırlıyoruz : Profesör.Doktor. Ahmet SALTıK.

Ankara Üniversitesi Halk Sağlığı’ndan ve ülkemizde özellikle halk sağlığı alanında çok önemli çalışmaları olan bir bilim insanı. Koronavirüs salgını süresince de ülkemizde Halk Sağlığı Uzmanlığının hakkını veren, bu konudaki eleştirilerle ve konuya getirdiği yaklaşımlarıyla bizleri aydınlatan önemli bir bilim insanı. Onu Halkçı Doktorlar sayfamızda ağırlamaktan onur duyuyoruz.

Ben sözü Ahmet Hocama bırakmak istiyorum.

-Tünaydın Ahmet Hocam.

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Tünaydın Ercan Hocam. Teşekkür ederim bu fırsatı verdiğiniz için. Benim için de özlem dolu oldu. Nostaljik sözcüğü yerine biz Türkiyeçelerini seçiyorum hep. Dil Derneği üyesçok güzelm. Büyük Atatürkiye’ün bizlere   emanetlerinden biri de Dil Devrimi oldu biliyorsunuz. Onu yaşatmak adına çok özlem dolu oldu; çünkü sizlerle paylaştık ama, biz dinleyenler de bilsin isterim müsaade ederseniz. Ben ilkokul bire Gaziantep’te başladım. Babam polis memuruydu. Eblehan’da bir evde kaldık, En sonra Alaybey Mahallesi’ne taşındık. İlkokulu Kayacık (En En sonradan adı Fatih Sultan Mehmet İlkokulu oldu) ilkokulun da okudum, Eblehan semtinde. Ortaokulu…?….. okulunda, lise biri de Gaziantep Lisesi’nde okudum. Başkarakolun karşısında bilindiği gibi…

Profesör. Doktor. Ercan Küçükosmanoğlu: Evet, Gaziantep’in güzel zamanları…

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: En En sonra Şark Hizmeti (Doğu hizmeti) gereği babamız Van’a atandı. Liseyi de orda bitirdim. En En sonra Hacettepe Üniversitesi‘nde Tıp Eğitimi, İstanbul Tıp Fakültesi, Londoktora derken bu gün emekliliği yaklaşmış, yıl En sonunda emekli olacak bir meslektaşınızım. Hakkımda söylemiş olduğunuz sözler için teşekkür ederim.

Sizler Halkçı Doktorlarsınız. Ben de sizin gibçok güzelm. Dünya görüşümü yansıtıyor zaten seçtiğim alan, Halk Sağlığı. Halkın sağlığını korumak, bu anlamda halkla bir parasal ilişkiye girmemek gibi bir dünya görüşümüz var. Bizler yaşamımızı bütünüyle halkımızın sağlığını korumaya adadık. Bundan da hiçbir yüksünmemiz yok, mutluyuz. Görevimizi yapmaya çalışıyoruz. Ben de sizin gibi bizi izleyen bütün dostlarımızın bayramlarını kutlarken, izninizle bir küçük ayraçla, bu salgın sırasında yaşamlarını yitiren sağlık çalışanlarımızı ve meslektaşlarımızı özellikle anmak istiyorum. 38 sağlık çalışanımızı yitirdik. Bunlardan 21’i hekimdi, meslektaşımızdı. Ayrıca 7 bini aşkın, hatta on bine yaklaşan meslektaşımız bir başka kaynaktan bulaşı aldı. Bu meslektaşlarımıza hem şifa dilerken hem de şükranlarımızı sunarken; yitirmiş olduğumuz meslektaşlarımız için de Işıklar içinde uyusunlar diyorum. Onları görev şehidi sayıyorum. Ailelerine de elbette dayanış diliyorum, sabır diliyorum. Ama bu yetmez; ailelerine de gerekli bütün toplumsal desteği, sosyal güvenlik desteğini, bütün devlet desteğini sağlamalıyız. Bu arkadaşlarımızı meslek hastalığından kaybetmiş kabul ederek, ailelerine bütün sosyal güvenlik haklarını vermelçok güzelz diyerek buradan bir kez daha hükümete, parlamentoya, kamuoyuna sesleniyorum.

Profesör. Doktor. Ercan Küçükosmanoğlu: Evet hocam. Konumuzun başlığı “Koronavirüs Salgınından Alacağımız Dersler.” Tabii bu parantez içerisinde, sağlık çalışanlarının sağlığı konusunda alacağımız dersleri de konuşalım isterim biz. Konuya Halk Sağlığı kavramı üzerinden girmek istiyorum. Özellikle Halk Sağlığı kavramı ülkemizde çok fazla konuşulmazdı. Bu kavramın yeniden konuşulmaya başlandığı bir süreç olarak değerlendiriyorum biz bu salgın sürecini. Her kötülüğün yanında onun karşıtı bir durum meydana geliyor; diyalektik bir süreç tabii bu. Bir Halk Sağlığı uzmanı olarak, Halk Sağlığı kavramını biraz açabilir misiniz, ülkemizde Halk Sağlığının durumundan biraz söz edebilir misiniz?

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Tabii. Çok teşekkür ederim önemli meslektaşım bir kez daha. Ben Hacettepe de 1971 de Tıp Fakültesi Eğitimine başladığımda, birinci sınıfta rahmetli Profesör.Doktor. Nusret Fişek derslerimize geliyordu. Halk Sağlığı, o zamanki adıyla Toplum Hekimliği Bölümü vardı. 3 bölümdü: Temel Tıp Bilimleri, Klinik Tıp Bilimleri ve Toplum Hekimliği olmak üzere üç ayaktan oluşuyor idi. Şimdi ise biliyorsunuz Tıp Fakültesi yapılanmasında Dahili Bilimler, Cerrahi Bilimler, Temel Tıp Bilimleri şeklinde üç ayak var. Önceden üç ayaktan biri olan Toplum Hekimliği, şimdi yalnızca Dahili Bilimler altında ana bilim dallarından biri haline geldi. Dolayısıyla Hacettepe Tıp Fakültesi’nin kurulduğu 1963’ten bu yana, bu anlamda bir gerilemenin söz konusu olduğunu görüyoruz.

Şunu dinlemiştim biz Nusret Hoca’dan daha birinci sınıfta tıbbiyenin Ercan Bey, Değerli Meslektaşım:

  1. Hastalık ve yoksulluk arasında çok ciddi ilişkiler vardır ve bu ilişkiler neden- En sonuç ilişkileridir. Bunların araştırılması, aydınlatılması, açıklanması, çözümlenmesi sizi bekliyor. 1971-2020. 49 yıl geçti, belleğimde mıh gibi çakılı hala..
  2. Sağlığın bir numaralı belirteci yoksulluktur. Yoksullar daha kolay hasta olur, daha kolay ölür. Eğer ölmezlerse beden dirençleri zayıflar, ikinci bir hastalığa daha kolay yakalanırlar, bu kez ölürler.
  3. Hastalıkların gerçek nedenleri biyolojik, fiziksel, kimyasal nedenler değildir demişti. En çok belleğimde iz bırakan bu üçü. Gözlerimiz açılmıştı. Peki nedir diye düşünmüştük. Asıl hastalık nedenleri nedir? Sosyal, ekonomik ve kültürel nedenler asıl hastalık sebepleri bunlar olup, bizim size öğrettiğimiz biyolojik, fiziksel ve kimyasal etmenleri koşullayan, onları gerçek hastalık nedenleri yapan nedenler bu üçüdür demişti.

Örnek olarak da Neonatal tetanos vermişti. Siz çocuk hekimisiniz, hala karşılaşıyorsunuzdur belki de..

Profesör. Doktor. Ercan Küçükosmanoğlu: En En son yıllarda tek tük rastlıyoruz hocam.

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Aşılar nedeniyle yok etme sınırına geldik. Evet, demiştik ki, yenidoğan tetanozu olgularına dünya haritası üzerinden bakacak olsak, bu olguların %90 ı yoksul ülkelerdedir. Ben güncelleyerek söyleyeyim; maddi açıdan bebeklerin altına ultra prima koyacak güçte olsalardı, topraktaki bakterçok güzel alıp bebeğin göbeğine taşımamış olacaklardı. Dolayısıyla gerçek nedenler, bu altta yatan sosyo-ekonomik ve kültürel nedenlerdir. Ben daha tıbbiyenin birinci sınıfında Toplum Hekimi olmaya karar vermiştim. Bunu aileme anlatmakta çok zorlanmıştım. Bu “uyduruk alan” da nerden çıktı diye. Birçok yerde bana tamam anladık da sen de doktor musun, neyle uğraşıyorsun? diye sordukları olmuştur. Halk sağlığını tıbbın dışında bir alan olarak görürler. Bu güçlüklerle geçti. Bir musibet-nasihat olayı… Özetle sayın meslektaşım, Halk Sağlığı tıbbın Koruyucu Sağlık Hizmetleri alanında duruyor. Biz Halk Sağlıkçıları toplumun sağlığını korumaya çalışıyoruz; görünmeyen insanlarız. Örneğin aşılama hizmetlerinin yaygınlaşması, aile planlaması hizmetlerinin yaygınlaşması, halkın sağlık eğitimi, güvenli gıdaya ulaşımı, güvenli suya ulaşımı, konut hijyeni, kent mimarisi…

Profesör. Doktor. Ercan Küçükosmanoğlu: Çok görev var…

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Daha çok var. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar gibi… Bu alanlarda çalışmalar yaparak insanlar hasta olmasın, toplum daha sağlıklı olsun diye uğraşıyoruz. Bizim öznelerimiz size başvuran minik, minik hastalanmış, yakınmaları olan hastalar değil. Bizim öznelerimiz kollektif risk kümeleri. Diyelim ki HIV virüsünü almış insanlar: Bu insanlar önümüzdeki yıllarda ne olacak? Bu insanların izlenmesi, komplikasyon gelişmesinin azaltılması, toplumdaki riskli kümelerde potansiyel sağlık sorunlarının araştırılması… Daha somut bir örnekle neden Türkiyeiye’de diyabet sıklığı OECD ülkelerinin iki katı? Neden kanserde biz Dünya ortalamasının üzerindeyiz? Hangi insanlar kanser oluyor? Bunları giderebilir mçok güzelz? Demek ki kolektif öznelere, mümkün olduğunca hasta olmadan önce, onların sağlığını koruyucu tedbirler, geliştirici politikalar izleyen bir bilim dalıyız. Söylemeye gerek var mı, biz de sizin gibi tıp fakültesi bitiriyoruz.

Profesör. Doktor. Ercan Küçükosmanoğlu: Evet Hocam.

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Önce hekim oluyoruz. Tıp Fakültesi Bitiriyoruz. En En sonra Halk Sağlığı ihtisası yapıyoruz 4 yıl. Yan dal yapıyoruz sizin çocuk alerjisi immünolojisi yaptığınız gibi biz de halk sağlığının değişik yan dalları var. Bunlardan biri bu salgında kullandığımız epidemiyoloji.

Profesör. Doktor. Ercan Küçükosmanoğlu: Evet Hocam…

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Benim Ana Bilim Dalımda, Ankara Tıp Fakültesi’nde epidemiyoloji alanında yan dal ve master eğitimi veriyoruz. İş ve Meslek Hastalıkları ve Çevre Sağlığı ise diğer iki yan dalımız. Şöyle bitireyim bu sorunuza yanıtımı: Nusret Hoca yaşasa idi, Toplum Hekimliği Hacettepe’de bir bölüm olarak çok güçlü yapısını sürdürebilirdi. En En sonra Doğramacı’yla anlaşmazlığa düştüler ve Doğramacı bir ana bilim dalı haline getirdi Hacettepe’de Halk Sağlığını. Bir de Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü ve Hıfzısıhha Okulu kurulmuştu 1928 ‘de Ankara’da büyük Atatürkiye döneminde. O okul kapatıldı, o enstitü işlevsiz hale getirildi 2011 yılında AKP iktidarının yaptıklarıyla. Bizim bir Halk Sağlığı okulumuz yok. ABD’de 25 Halk Sağlığı okulu var önemli meslektaşım, Sayın KÜÇÜKOSMANOĞLU. Ve bir tıp fakültesi gibi, bir hukuk fakültesi gibi başında dekan var. Bunun gibi 25 okul var. Örneğin Harvard’daki Harvard School of Public Health okulunun başında bir dekan vardır ve çok sayıda bölüm vardır: Sağlık ekonomisi, bulaşıcı hastalıklar, epidemiyoloji, sağlık antropolojisi, sağlık sosyolojisi gibi… Dolayısıyla Türkiyeiye bu alanda çok geri. En En son cümlem şu olsun: eğer Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü ve Hıfzısıhha Okulu kapatılmayıp teknolojik gelişmeler ışığında yaşıyor olsa idi, biz bu salgına çok daha hazırlıklı yakalanabilirdik. Robert Koch Enstitüsü gibi, Pasteur Enstitüsü gibi kurumlar salgın için afet planları yapar, aşılar, serumlar üretir. Biz bunları dışarıdan ithal ediyoruz. Bizim bir kurumumuz olmadığı için, yangın çıkınca bir kurul oluşturduk: Bilim Kurulu. Eh bereket ona da memnun olduk ama, siyasetin ağır gölgesi altında çalışan, özerk olmayan bir kurulla karşı karşıyayız. Ama Robert Koch Enstitüsü gibi, Pasteur Enstitüsü gibi kurumlar hem yönetsel açıdan özerk hem akçalı açıdan özerkler, Fransa’da, Almanya’da salgını ne Macron ne Merkel yönetiyor, bu iki kurum yönetiyor. Kararları Siyasal iktidar harfiyen uyguluyor Bizde ise bilim kurulunun kararlarına ne olduğunu dahi bilmiyoruz siyasi erk sözüm ona tek adam keyfi yönetimle aldığını yönetiyor, epidemiyoloji biliminin ilkelerini ayaklar altına alarak..

Profesör. Doktor. Ercan Küçükosmanoğlu: Hocam az önce söylemiştiniz salgın bilimi diye bir kavram var Biz öyle yetişmedik, İspanyol gribi gibi milyonlarca insanın ölümüne neden olan bir salgını daha yeni öğrendim. Yani bunun bize öğretilmemesini tıbbi eğitimde bir hata olarak görüyorum biz. Buradan koronavirüs salgını ile ilgili çıkaracağımız bir ders, salgın bilimini öğrenmek ve öğretmek olacaktır. Ülkemizde de konuşulan R0 bulaşıcılık  kat sayısı olarak bilinen bir değer var, üzerine tartışmaların olduğu bu konudaki görüşlerinizi soracaktım.Bu konudaki eksiklerimiz ve yanlışlarımız nelerdir?

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Değerli meslektaşım epidemiyolojinin doğuşunu biz Doktor John Snow’a borçluyuz. Doktor.John Snow bir İngiliz hekim. 1853-54 lerde Londoktora’da bir kolera salgını çıkıyor. Bu meslektaşımız bu salgının kaynağını yani filyasyonu (çok kullanılan bir terim) bulmaya çalışıyor. Sizin de bildiğiniz gibi o tarihlerde Kolera mikrobunu bilmiyoruz en erken tespit edilen kok basili 1881’de saptanmış, John Snow En son derece akıllı bir strateji ile bilinmeyen basile rağmen bugün kullanılan epidemiyolojik çalışmalar yöntemi ile Londoktora haritası üzerinde çalışarak, hastalığın yoğunlaştığı bölgeler ile az olan bölgeler arasındaki farklar nelerdir? diye çalışarak, lağımın su şebekesine karıştığı yerlerde vakaların yoğunlaştığını tespit ediyor. Böylece Kolera etkenin bilmemekle birlikte, su şebekesinin lağım ile kirlenmesinden ötürü bulaşıcı mikrobik hastalık olduğun En sonucuna varıp tanıyı koyuyor ve bilgçok güzel hükümete veriyor. Böylece epidemiyolojinin kurucusu doktor John Snow’dur. Epidemiyoloji İlk çıktığında salgın bilimi olarak kullanılıyordu ancak günümüzde sadece salgınlar için değil, diğer alanlarda da kullanılmaktadır; örneğin kalp damar hastalıkları epidemiyolojisi, kanser epidemiyolojisi gibi..

Tıptaki bütün sağlık sorunlarının hatta veteriner hekimlik ve botanikteki sorunların analizinde kullanılıyor, hatta sosyal epidemiyoloji alanı da var. Biz Halk sağlığı eğitimi sırasında temel eğitim erimizden biri de bu epidemiyoloji eğitimidir. Bugünler epidemiyoloji bütün tıp dallarında kullanılan yöntem, metodoloji bilimidir. En En son zamanlarda epidemiyoloji eğitimi için ciddi sıkıntılar içerisindeyiz; Nedeni şu: sağlık ocakları kapatıldı, 2010’da Aile Hekimliğine geçildi Türkiyeiye de ,  Sağlık Bakanlığı ile protokol yapardık En son sınıf stajları  için,  o staj öğrencilerinin staj eğitimlerinde filyasyon  çalışması yapardık. Aile hekimleri filyasyon araştırması yapmıyorlar. Şimdi yalnız kişiye dönük koruyucu sağlık hizmeti yürütüyorlar.  Ankara’daki bir aile hekiminin Trabzon’da bir müşterisi oluyor. Tuhaf, çok tuhaf bir şey… Nasıl anlaşılacaksa, nasıl hizmet verilecekse ona? Daha öncesinde gerek kişiye dönük, gerek çevreye dönük koruyucu sağlık hizmetleri bir bütündü et ve  tırnak gibi.. Sağlık ocaklarında, bütün hastalarımızı mahalle mahalle, köy köy, ev ev hepsini bilirdik.   en küçük bir bulaşıcı hastalık çıktığında, o köydeki, o mahalledeki ebemiz, hemşiremiz hemen haberdar olurdu  ve derhal kaynağını bulurduk; filyasyonunu bulurduk.  salgınlara yol açmadan önlerdik. Ben En son 10 yıldır çocuklarıma sürveyans uygulaması yaptıramıyorum . Fakültesinden mezun ettiğimiz arkadaşlarımıza filyasyon çalışması yaptıramıyorum. Çünkü saha uygun değil. Aile hekimliği, birinci basamağın özelleştirilmesi anlamına geliyor.  özelleştirilmiştir 1. basamak da Türkiyeiye’de. Toplum Sağlığı Merkezleri çok çok güzel oturtulamadı.Kaç kez yönetmeliği değişti bildiğiniz gibi. Dolayısıyla bu salgına bu bağlamda hazırlıksız yakalandık önemli meslektaşım. 1 basamak zayıflamıştı. Meslektaşlarımız Sağlık çalışanlarımız, bütün çok güzel niyetlerine karşın, eğitimlerini tam olarak alamamışlardı. Ekipler eksikti.  Lütfen hatırlayın önemli meslektaşım; 6200 ü aşkın filyasyon ekibini zaman içerisinde Sağlık Bakanlığı oluşturdu ve bu ekibin içerisinde diş hekimleri vardı. Halbuki diş hekimleri, eğitimleri içerisinde hiçbir şekilde filyasyon eğitimi almıyorlar. En En son bir cümleyle şöyle söyleyeyim Biz de epidemiyoloji alanında master eğitimi almaya değişik klinik dallardan insanlar geliyorlar. Örneğin bir kardiyoloji doktoru kalkıyor geliyor Ben epidemiyoloji eğitimi alacağım diyor. aldığı temel epidemiyoloji eğitimini kardiyoloji alanında kullanıyor. “Kardiyolojik Epidemiyoloji” kardiyolojik hastalıkların epidemiyolojisini, kökenlerini,nedenlerini, kişi, yaş, cinsiyet özelliklerini  anlamak üzere, yöntem öğrenmek üzere bize geliyorlar ve bu eğitimi alıyorlar. Bir halk sağlığı, bir de enfeksiyon hastalıkları uzmanlarına  açtık epidemiyolojçok güzel  üst ihtisas olarak  önemli  meslektaşım.

Profesör. Doktor. Ercan Küçükosmanoğlu: Teşekkürler hocam. Salgın konusunda, bilimsel ve özgür yaklaşım konusunda ülkemizde sıkıntılar var tabii.  Sizler de hatırlarsınız, Geçen gün tekrar dinledim. Ben çocuktum. 1971’de  İstanbul’da Sağmalcılar’da bir kolera salgını  ortaya çıkar, sizler de çok çok güzel hatırlıyorsunuzdur. Bunun sebebinin içme sularına lağım sularının karışması  olduğu belirlenir. Fakat o zamanın iktidarı bunun üstünü kapatmaya çalışmıştır. Maalesef , nihayetinde bu salgın ciddi sayıda, çok sayıda insanımızın hayatını kaybetmesine sebep olur.  Çernobil faciasından En sonra da vakaları sayısında ciddi artışlar olmuştur Fakat yine  fındık yiyene, çay içene bir şey olmaz  diyenler vardı o dönemde.

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Hüseyin Cahit Aral adını vereyim Ticaret Bakanıydı o dönemde.  Televizyon  karşısında çay içerek  çaylarımızda radyasyon yok diyordu. Affedersiniz sözünüzü kestim ama , biz o yıllarda Türkiyeiye Atom Enerjisi Kurumunda çalışan bir nükleer fizik hocası vardı, şimdi  emekli oldu hayatta şu anda,  onunla konuştum. Dedi  ki “10 ölçüyor ama 1 açıklıyordu radyasyonu”. Şimdi aynı şey  koronavirüs vakalarında geçerli. Aynı şeyi şimdiki hükümet yapıyor.

Profesör. Doktor. Ercan Küçükosmanoğlu: Hocam bu konuya da az da olsa girmek istiyorum: ülkemizde istatistikler konusunda hep sıkıntılar vardır. Kazım Koyuncu hayatını kaybettikten En sonra ülkemizde kanser alanındaki istatistikler bayağı bir tartışma konusu olmuştu.Ama yine iktidar buradan bir En sonuç çıkartmadı. Geçenlerde biz uçakla Antalya’dan dönüyordum. oradan  bir arkadaşımla görüştüm.  Antalya’da örneğin Sağlık Bakanlığı bütün memurlarını, sağlık çalışanlarını toplamış Kanser istatistiklerini nasıl tutulabileceğini araştırmaya çalışıyor. Bunu daha yeni yapmaya çalışıyorlar. Bildirimi zorunlu hastalıklar konusunda da sıkıntılarımız var hocam. Ben Gaziantep’e ilk geldiğim yıllarda, Gaziantep’in kızamık vakalarının en çok görüldüğü olduğu ortaya çıkıyordu.  biz bunu araştırdığımda 1 sağlık çalışanının kızamık sayısını 10 yerine 1000 olarak girdiğini söylediler. Ne yapılmış? O sağlık çalışanını bulaşıcı hastalıklar bölümüne bir arkadaşı sürgün etmişler, o da böyle bir durum ortaya çıkarmış. Maalesef ülkemizde bunun eğitimi de yeterince verilmiyor hocam bildirimi zorunlu hastalıkların  istatistiklerinin tutulması konusunu bazen kongrelerimizde konuşuruz. Bu konuda Sağlık Bakanlığı eksik davranıyor diyoruz ama üniversitelerimiz de eksik davranıyor. Bizler bilim insanları olarak doğru eleştiri ve özeleştiri yapmalıyız diyoruz ya hocam;  bu anlamda da önemli bir sıkıntımızın olduğunu  belirtmemiz gerekiyor. Koronavirüs salgınında sizin bu hastalığa yaklaşımınız çok çok önemli oldu. Ülkemizde bilim insanlarını televizyonda çok seyrettik sürekli televizyonlara konuştular ama meseleye bilimsel yaklaşım konusunda hep bir sıkıntı oldu gerçekleri tam olarak konuşamamak, eksik bırakmak gibi durumlar meydana geldi. Biliyorsunuz vaka sayılarının açıklanmaması, Türkiye Tabipler Birliği’nin ya da illerimizdeki tabip odalarının pandemi kurullarına alınmaması gibi durumlar ortaya çıktı.  Aslında İl Hıfzıssıhha Kurulları var, bu kurullarda tabip odaları zaten var. Ve il hıfzısıhha kurumlarının kararları doğrultusunda bazı kararlar alınıyor. Örneğin Gaziantep’te bu kurulun kararları doğrultusunda birtakım kararlar uygulanıyor. Tüm bu konularda almamız gereken dersler ve yapmamız gerekenler nelerdir diye soracağım hocam.

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Değerli meslektaşım Türkiyeiye’de 81 il var. Bunların hiçbirinin Sağlık Müdürü Halk Sağlığı  uzmanı değil.  Oysa Sağlık hizmetlerinin yönetimi   eğitimini alıyoruz aynı zamanda. Halk Sağlığı uzmanlarının İl Sağlık Müdürü olması gerekir. 58 ilde Sağlık müdürlerinin yardımcısı konumunda olan halk sağlığı başkanları var. Sağlık Müdürlüğü’nün yardımcısı konumunda  bu başkanlık yeni terimle. Bunların hepsi pratisyen Hekim birkaç tanesi dışında tabi herkesin saygımız var pratisyen Hekim meslektaşlarımıza da saygımız var ama bir de uzmanlaşma diye bir şey var. Siz çocuk alerjisi uzmanısınız. Ben sizin yerinize geçip hasta bakabilir mçok güzelm? Yapamam, bilimsel ve hukuki anlamda bunu yapamam. Dolayısıyla uzmanlığa  ve liyakata önem verilmediğini, bu iktidar döneminde görmüş oluyoruz. Sağlıkta dönüşüm süreci çok zarara uğrattı, yıkıma uğrattığı bizi önemli meslektaşım. Az önce de belirttiğim gibi Sağlık da Sosyalleştirmeden,  Nusret Fişek Hoca’nın 27 Mayıs devrimi En sonrası dönemde 1961’de çıkarmasını sağladığı 224 sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Yasası toplumsallaştırılma, halktan yana olma anlamına gelir. Sağlık Ocakları kurulmuştu ve giderleri bütçeden karşılanıyordu. Şimdiki iktidar her şeyi özelleştirdi . Sağlık alanında da Recep Akdağ Sağlıkta dönüşümü, 2003 yılında  Haziran’da başlattı. 27 Temmuz’da gazetelere düşen bir demeci var. Açık açık diyor ki, bundan böyle hastalar memnun edilecek müşteri olarak görülecektir diyor. Bir kere hastalar demesi yanlış; hata burada başlıyor çünkü Sağlık Hizmetleri aslında hastalara değil sağlıklı insanlara  verilir.  Çünkü sağlık hizmetlerinin özü, Koruyucu Sağlık Hizmetleridir. İnsanları korumaktır, hasta olmamalarını sağlamaktır. Beslenmesinden konutuna, gçok güzelminden içtiği suya, sosyal ilişkilerinden işine, gelir dağılımına kadar bunların hepsi Sağlığın belirteçleri. En En son yayınlarda okuyoruz bir çember düşünelim; bunlar sağlığı etkileyen bütün etmenleri içeriyor olsun. Tıp ve sağlık hizmetlerinin payı yüzde otuzu, yüzde 40’ı geçmiyor yüzde 20’lere kadar iniyor. İnsanın ve toplumun sağlıklı olması için saydığım Tıp dışındaki diğer hizmetlerin payı yüzde seksene, yüzde 70’e çıkıyor neredeyse.  O bakımdan “hastalar” dendiğinde hastalıklı bir sağlık sistemi inşa etmiş oluyorsunuz. İnsanlar hasta olsun, gelsin bakalım diyorsunuz. Şehir  Hastaneleri inşa ediyorsunuz. Biz müşteri değiliz önemli meslektaşım. Biz insanlar, dünyanın her yerinde İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 25 maddesinde de açık açık yazıldığı üzere, Dünya Sağlık Örgütü Anayasası’nda ve daha pek çok alanda belirtildiği üzere sağlık doğuştan kazanılan bir haktır. Bizler Sağlık hizmetlerinin müşterileri değiliz ; onları doğuştan hak eden saygın insanlarız. Bu cümleyi daha sık kullanmak gerekecek galiba. “ Bizler sağlık hizmetlerinin müşterileri değiliz; onları doğuştan hak eden saygın özneleriz.”  Bu salgın nedeniyle bu cümleyi daha çok kurmamız gerekecek galiba. Bizler sağlık hizmetlerinin müşterileri değiliz, sağlık hizmetlerini doğuştan kazanan saygın özneleriz. Devlet de bir  tüccar  değildir. Halkının sırtından topladığı genel sağlık sigortası primleri ile ek vergilerle, adaletsiz ve haksız vergilerle yerli ve yabancı yandaş şirketleri zengin edecek bir sopalı tahsildar değildir. Küreselleşme eşittir yeni emperyalizm. Sosyal Devleti tu kaka ilan ettiler, bu yetmedi devleti öyle bir mekanizma haline getirdi ki, halkının sırtından zorla aldığı paraları yerli ve yabancı şirketlerin kasalarına aktaran bir mekanizma haline dönüştü devlet. İşte Şehir hastaneleri yapmadığımız yatakların bedelini şu ağır kriz döneminde dahi dolar üzerinden bu 3-5 şirkete ödemek durumunda. Köprüler de öyle. İroni değil mi köprüleri, otoyolları kullanmak serbest ama sokağa çıkma yasağı var. Dolayısıyla izlenen politikalar, Sağlık hizmetlerini devletin sorumluluğundan çıkardı. Şimdi bir şunu söylüyor idik liberal ekonomi,  vahşi kapitalizm ile birlikte; ölüyorsa birtakım insanlar, ölmeleri gerektiği içindir; doğal seleksiyondur; yaşayanlar da yaşar. Daha zeki, daha dirençli insanlar ayakta kalır gibisinden… Öyle olmadığını gördük. Bu korona enfeksiyonu her ne kadar ezici bir biçimde yoksulları alıp götürse de, başka katmanlardan insanları da bir miktar alıp götürdü, Yani kale kapılarının, surların duvarlarından aştı ve kimi zenginleri de alıp götürdü. İspanyol gribi, veba  birkaç yüzyıl geriye gittiğimizde Londoktora’daki baronların, düklerin, lordların neredeyse dörtte birini alıp götürmüştü. “Başkalarının sağlığından bana ne” dememeyi öğrendik bu süreçte.  Ekonomi kapandı, her ne kadar birileri kendilerinin maşaları olan siyasi iktidarlar üzerinden varlıklarına varlık kattılar ise de, orta ölçekli işletmeler yani halkın işletmeleri, KOBİ’ler iflas eşiğine geldi. Adam Simith’in 1776’da yazdığı bir kitabı vardı “Milletlerin Refahı” diye, Söylenen ilk iki şey şuydu:  Bırakınız yapsınlar; Bırakınız geçsinler. Şunu eklemişti, demişti ki “Özel sektöre karışmayın, Özel sektör öylesine görünmez bir elle, öylesine büyülü bir biçimde bu işleri piyasayı düzenler ki, hem kendi kârını maksimum kılar, hem de toplumsal yararı en çok kılar. Bunun başka bir yolu yoktur”. Şimdi bunu sorgulamanın zamanı. Sağlık hizmetlerinde de sınırsız bir özelleştirme ve koruyucu sağlık hizmetlerini ihmal etmenin bizi getirdiği çıkmazla karşı karşıya bulunuyoruz. Değerli meslektaşım şunu sorayım size: “Koruyucu sağlık hizmetleri kar getirir mi?” 

Profesör. Doktor. Ercan Küçükosmanoğlu: Getirmez.

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Bir hepatit-b aşısı Siz de bizden daha çok güzel bilirsiniz 0,2 dolar aşağı yukarı değil mi?  bebeklerimize daha hastaneden çıkmadan yeni doğan bebeklerimize ilk dozu yapıyoruz. 3 dozu toplarsanız bir dolar etmiyor hepatit aşısının maliyeti. Şimdi bu kadar getirmediğine göre özel sektör bu işe girer mi önemli meslektaşım?

Profesör. Doktor. Ercan Küçükosmanoğlu: Girmez.

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Peki kim yapacak bu işi biz mi yapacağım, siz mi yapacaksınız? Kim yapacak? Devlet yapacak. Koruyucu sağlık hizmetleri kar  getirmediği için, bu işi devlet yapacak. Peki, Koruyucu Sağlık hizmetlerini etkin, yaygın, nitelikli ve sürekli bir biçimde yaparsanız, Tedavi Edici Hizmetlere gereksinim azalır mı?

Profesör. Doktor. Ercan Küçükosmanoğlu: Azalır, kesinlikle azalır.

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Ben hep derslerden örnek veririm. Derim ki eğer herkese Türkiyeiye’de etkin, yaygın, nitelikli ve sürekli Koruyucu Sağlık Hizmeti verilirse, biz elime bir testere alacağım; İbni Sina Hastanesi’nin 6. kattan En sonrasını  kesip atacağım gerek kalmayacak çünkü. 1. basamak koruyucu sağlık hizmetleri çalışırsa, gerek kalmayacak ama böyle değil.  Dolayısıyla bakın nasıl bir ikilemde kalıyoruz önemli meslektaşım. Şimdiki iktidar, özelleştirmeyi, kökü dışarıda olan bu politikaya yerli ve milli diyorlar asla yerli ve milli değildir. Kesinlikle kökü dışarıda ve gayri milli bir politikadır bu sağlıkta özelleştirme. Başbakan özel hastanelerin açılışlarına hep eşi ile birlikte koşturdu. Yürü ya kulum dendi.  Türkiyeiye’de 600’ün üstünde özel hastane var toplam 1534 hastane içinde. Yatak sayıları 240 binin içinde neredeyse 50 bine yakın.

Profesör. Doktor. Ercan Küçükosmanoğlu: Ameliyatların çok büyük bir kısmı da özel hastanelerde yapılıyor zaten hocam.

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Daha finansmanını da söyleyeceğim size. Yani şu çelişkçok güzel  gündeme getiriyor: Siz özel sektöre iktidar olarak diyorsunuz ki “Buyur yap, Hatta Şehir hastaneleri bizde para yok biz senin finansmanın olacağım.  Şehir hastaneleri eşittir talandır.  Böyle bir düzen kuruyorsunuz ülkede. Devlet olarak Özel sektörde böylesine hipertrofik bir yapılanma, orantısız bir büyüme sağlarken, bir yandan da halkınıza gerçekten etkin, yaygın, nitelikli ve sürekli koruyucu sağlık hizmeti verebilir misiniz önemli meslektaşım? Veremezsiniz. Çünkü bir çelişkiye düşersiniz. Bu şekilde verirseniz o büyüyen piyasaya hasta oluşmayacak. Dolayısıyla geldiğimiz açmazı görüyor musunuz sayın meslektaşım? Eğer bu derece özel sağlık hizmeti tutkunu olursanız, size koruyucu sağlık hizmeti de VERDİRMEZLER. Verilirmiş gibi yaparsınız, -mış gibi yaparsınız… işte burada ne ahlak kalır, ne vicdan kalır, ne namus kalır, ne halka karşı sorumluluk kalır. Bunların tersi kavramlar gündeme Egemen olur. Dolayısıyla halkımızı korumazlar, aman özel sağlık sektörünün, piyasanın kucağına hastalansınlar da gitsinler diye beklenir.

Şunu söyleyeyim size yataklar bakımından aşağı yukarı 50 bine yakın  240.000 içinde 6’da 1’i hemen, hemen şey bakımından ne derler yoğun bakım yatakları bakımından korkunç bir oranda özel sektörün elinde ve  bütün SGK geri ödemelerinin neredeyse üçte birinden fazlası bu özel sağlık kurumlarına gidiyor. Toplam kapasitemizin içinde 6’da birden eksik oldukları halde SGK ödemelerinin can alıcı önemli bir bölümü üçte biri yüzde 32-33’ü özel sektöre gidiyor. Üniversitelere giden toplam hastaların neredeyse yüzde 25’ine bakıyorlar yüzde 16. Dolayısıyla genel sağlık sigortası SGK üzerinden halktan zorla toplanan primler, devleti sopalı tahsildar yapan küreselleştirme rejimi yeni emperyalist rejim devleti ele geçirdiği için halkını soyarak halktan aldığı zoraki aldığı primlerle ek vergiler yerli yabancı birtakım  şirketleri zengin ediyor. Günümüzde demek ki devlet bu hale gelmiştir. Klasik tanımından çıkmıştır. Küresel emperyalizmin ajanı, kendi halkını soyan  bir mekanizma haline gelmiştir. Bunu görmesi gerekiyor halkımızın. Bununla yüzleşmesi gerekiyor. Yeniden sosyal devlet ve daha acıklısını söyleyeyim. 1700’lerde Jean-Jacques Rousseau’nun yazdığı sosyal sözleşme diye ünlü bir kitabı vardır bilirsiniz. Sosyal sözleşmeye geri  dönmeyi biz arzu ediyorum yani öyle perişan bir durumdayız ki 250 yıl önceki sosyal sözleşmeyi arıyorum biz. Devlete vergi vereceğim, askerlik yapacağım sadakat içinde olacağım ama buna karşılık ta devletten dört temel hizmeti mutlaka bu vergiler karşında adil vergiler karşında bekleyeceğim. Ne onlar: en başta  sağlık  ikinci sırada eğitim üçüncü sırada adalet dördüncü sırada iç ve dış güvenlik olmak üzere  bunların hepsini tarumar ettik. Umarım bu vahşi kapitalizim  neo-liberal bu vesileyle sorgulanır.

ABD’nin durumunu örnek vereyim izin verirseniz. O ülkede neredeyse yüzde 15’i toplumun evsiz önemli meslektaşım.  Bu 334 milyon kadar nüfusta neredeyse 46 milyona ulaşıyor.  46 milyon kadar insan evsiz, evsiz  ve gerek New York  sokaklarında tıkladığımız zaman internetten ölenlerin ezici bir bölümünün  siyahi olduğunu eski Kızılderililer, İndianlar olduğunu ve Meksika göçerleri, Hispaniklar olduğunu görüyoruz. Yani aynı gemide değiliz. Bu hastalık ta yoksulları, işsizleri götürüyor. Birkaç gün önce New York  Times’ta yayınlandı. 96 bini aşkın Amerikalı kurbanın adları yayınlandı ama Türkiyeiye’de biz kimlerin öldüğü ölenlerin yaşlarını,  cinsiyetleri bilmiyorum. Umrecilerin ne kadar enfekte  olduğunu, ne kadarının öldüğünü bilmiyorum. Türkiyeiye’de dolaşan virüs türünü bilmiyorum. Bilim kurulunun kararlarını bilmiyorum. Bu nasıl bir demokratik toplum. Demokratik toplumda birinci kural halkın bilgilenme hakkıdır.  Bunları bilmiyoruz.  Siyasal iktidar bilim kurulunu kendi güdümünde kurdu. Oradaki meslektaşlarımızın emeklerine saygımız var tabii ki. Yetkin arkadaşlarımızdır ancak ne ölçüde  uygulanıyor bu kararlar. Sizin çok temel  önerilerinize dahi ters uygulamalar yapılıyor ise orada duramazsınız, durmamanız gerekir. Bir açıklama yaparsınız. Dersiniz ki tamam biz danışma kuruluyuz ama en temel bir takım önermelerimizin dahi tersi yapılıyor. İşlevsiz kaldık dersiniz, çekilirsiniz.

Profesör. Doktor. Ercan Küçükosmanoğlu: Açıklamak zorundasınız değil mi hocam? Yapılanı açıklamak zorundasınız.

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Tutanaklar  yok bilim kurulunun tutanakları yok ortada. İktidar diyor ki dün Erdoğan söyledi başarı ile yönettik bu salgını  dedi. Bekliyorduk bu cümleyi zaten. Buradan bir başarı öyküsü çıkarılmasına dönük bekliyor idik. Hiç de başarıyla yönetilmedi gerçekte.  En azından saydam yönetilmedi.  En azından dürüst yönetilmedi. En azından biz ölüm rakamlarının neredeyse açıklananın 3 katına yakın olduğunu biliyoruz. Olgu sayılarının Dünya Sağlık Örgütü’nün normlarına uygun kodlanmadığı,  olgu sayılarında  çok eksik biliyoruz. Bu en hafif deyimiyle halka saygısızlıktır. Halka güvenmemektir. Onlardan bilgi saklamaktır. Demokratik rejimlerde böyle bir şey olamaz. Açık rejimlerde olamaz. otoriter, totaliter kapalı rejimlerde böyle şeyler olur. Ben Türkiyeiye’nin bir tek işte günlük herkesin Sağlık Bakanı’nın açıkladığı 4-5 tane verisini bilebiliyorum ama Afrika ülkeleri de bu durumda. Ama gelişmiş ülkelerde  En son derece ayrıntılı epidemiyolojik analiz yapmaya elverişli bilgilere erişebiliyoruz. Yapamadık çok ayrıntılı analizler yapamadık. Bilim kurulu da yapamadı. Onların da önüne konan verilerin sınırlı ve kamuoyuna açıklanan verilere yakın olduğunu ne yazık ki öğreniyoruz. Sınırlı verilerle nasıl epidemiyolojik stratejiler geliştirecekler. Çok kaygılıyım onlar adına ve Türkiyeiye adına.

Profesör. Doktor. Ercan Küçükosmanoğlu: Bu noktada aslında baya bir sıkıntımız da oldu. Ben bir örnek te vereceğim. Gaziantep’i örnek vereceğim. Şimdi gerçekte bir eleştiri ve özeleştiri gerekiyor. Yani insanlar örneğin bir makaleye yazıyor. Onu eleştirmeniz lazım. Yani çünkü kendi alanınızda bir makale yazdığınız zaman onun üzerinde konuşmanız gerekiyor. Burada da ortaya çıkan ürün konusunda, ortaya çıkan çalışmalar konusunda bilim insanlarının ve vatandaşların bile konuşma hakkı var. Burada hep söylenir. Dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi Türkiyeiye’de de yapılıyor denir ama gerçekten de dünyanın her tarafında neredeyse açıklanıyor iller. İl il, bölge bölge vakalar açıklanıyor. İşte ama ülkemizde açıklanmamasını büyük bir eksik olarak görüyorum biz. Şu anda biz, sizler belki izlemişsinizdir. Ben de o konuda bir yazı yazmıştım Gaziantep’te vakalar arttı. Hocam şimdi tepe noktasındayız örneğin Gaziantep’te.

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: İstanbul’dan En sonra ikinci sırada.

Profesör. Doktor.Ercan Küçükosmanoğlu: Evet bunu nasıl açıklıyorsunuz hocam. Yani işte biz yazımda özellikle dedim ki yani biraz Organize Sanayi Bölgesi çok büyük 250 bin kişi çalışıyor. Özellikle Organize Sanayi Bölgesi’ndeki çünkü buralar da kapalı ortamlar. Fabrikalar da kapalı ortamlar bizim için. Yalnızca iki hafta kapalı kaldı. İki hafta kapalı kaldığı süre içerisinde de yine makinelerin yenilenmesi konusunda, tamiratı konusunda, onarımı konusunda çalışanlar oldu. Ama şu anda bayağı bir kapasite ile organize sanayimiz çalışıyor. Bunu etken olarak görüyorum biz. Daha çok iftarlarda insanların bir araya gelmesi olarak açıklandı , ama onlar da bir etkendir ama özellikle gelen hastalarımız nereden geliyor ona bakmak gerek. Şu anda da çok çocuk hastalarda var. Çocuk hasta olarak bizim hastanemizde en çok hastayı şu anda yatırıyoruz diyeyim. Çok sayıda ölenimiz olmadı. En çok Gaziantep’te şu an ölüm sayısının 21 olduğu söylendi. Ama vaka sayısı ciddi oranda, yedi yüzün üzerinde vakamız var hocam ve dediğim gibi biz Gaziantep olarak tepe noktasındayız. Bunu nasıl açıklayalım ve aslın da bu da tartışılmıyor.

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Evet çocuk korona olguları gördünüz mü önemli meslektaşım? Onu sorayım.

Profesör. Doktor.Ercan Küçükosmanoğlu: Gördük hocam ama klinik olarak çok zayıf olgulardı hocam.

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Hafif geçiyor.

Profesör. Doktor.Ercan Küçükosmanoğlu: Hafif bir ateş olarak geçiyor. Hafif bir ateş. Bir gün sürüyor ve çok hafif belki akciğerde bulgular oluyor. Yani yaşı büyük olanların klinik bulguları daha çok oluyor örneğin küçük yaştakilerin klinik bulguları olmadan geçiyor hocam.

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: En küçük kaç yaşında gördünüz?

Profesör. Doktor.Ercan Küçükosmanoğlu: En küçük 10 yaşında

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Literatürde yeni doğanlar var. Okumuşsunuzdur. Yeni doğanlarda da enfeksiyon var. Peki biz özellikle sizin ağzınızdan özellikle duyurmak için soruyorum bir çocuk hekimi olduğunuz için. Çocuklar hafif, ayakta geçiriyorlar ama bulaştırıcı olabiliyorlar değil mi önemli meslektaşım?

Profesör. Doktor.Ercan Küçükosmanoğlu: Evet hocam bulaştırıcılığın az olduğu söylenmiş yapılan çalışmalar onu gösteriyor. Bulaştırıcılığın da büyükler gibi değil az olduğu söyleniyor.

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Ama yine de kendi büyüklerine, dedelerine, büyük annelerine, büyük babalarına okuldan, çalışıyorlarsa o çırak çocuklar getirebilirler değil mi? Hastalığı bulaştırabilirler değil mi Ercan Bay?

Profesör. Doktor.Ercan Küçükosmanoğlu: Tabiİ hocam tabii bulaştırabiliyorlar.

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Yani bunlar kayda geçsin diye size soruyorum. Ben bir halk sağlıkçı olarak söylüyorum ama bir de çocuk hekiminin ağzından sizin ağzınızdan duyulsun diye söylüyorum.

Ercan Küçükosmanoğlu: Tabi bulaştırıyorlar. Yani bu da tabi birkaç çalışma yapılmış. Çocuklardaki bulaştırıcılığın az olduğu söylenmiş ama bildiğiniz gibi çalışmalar üç aylık süreç içerisinde değişti. Biliyorsunuz başta hidoktoroksiklorokin kullanalım deniyordu. Şimdi kullanmayalım deniyor.

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Tabi. Tabi

Profesör. Doktor.Ercan Küçükosmanoğlu: Değişiyor.

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Dünya Sağlık Örgütü’nün şimdi televizyonlarda çocuklara bir şey olmaz. Çocuklardan korkmamak gerekir. Sınavları yapılsın. Maske de takmasınlar falan diye konuşan bazı meslektaşlarımız oldu. Çok dehşetle karşıladık. Dünya Sağlık Örgütü’nün uyarıları var. Ben katıldığım televizyon programında hemen o DSÖ uyarısını yansıttım ekrana. İngilizceydi ve çevirisini yaparak söyledim. Her yaştan insanın enfeksiyona karşı gerekli bütün adımları atması gerektiği yazılıydı o DSÖ uyarısında ve yeniydi ayrıca. Çok eski de değildi. Güncellenebilir tabi. Hidoktoroksiklorokin olayı gerçekten çok tartışılmalı önemli meslektaşım. Bilindiği gibi bir takım kardiyak toksit aritmik yaratıcı etkilerini biliyoruz. Halk arasında bilindiği gibi hidoktoroksiklorokin bir sıtma ilacı. Ben web sitemde naçizane yazdım. Bu hastalığın aşısı yok henüz. Efendim ilaç yok elimizde etkin bildiğimiz. Başka endikasyonlara ruhsat almış ilaçlar endikasyon dışı ilaç kullanımı kılavuzu kapsamında dünyadaki deneyimlerden de yararlanarak bir anlamda akrilik olarak hastalarda deniyoruz. Ancak bunun bir sınırı var. Yani hastaları deneme tahtası yapamayız. Uluslararası etik kurallar var. Helsinki kuralları var diye dikkatli olalım, ölçülü olalım. Öyle aklımıza gelen her şeyi deneme hakkımız bulunmuyor. Bir kere aydınlatılmış yazılı onam almak zorundayız hastalardan bu bağlamda bilindiği gibi. Ve nitekim işte ne diyelim kokusu çıktı. Hidoktoroksiklorokin ile ilgili çekinceleri Dünya Sağlık Örgütü uyarılarıyla getirdi. Şimdi önemli meslektaşım bundan En sonra ne yapılmalıya belki biraz odaklanalım izin verirseniz. Siz de onu sordunuz bana bir kere ilk iş devleti tu kaka ilan edip bir anonim şirket gibi Türkiyeiye’yi yönetme şeklindeki işi bir kere siyasal iktidarın mantığını asla ve kat’a kabul etmeyerek reddediyoruz. Erdoğan birkaç kez Türkiyeiye’yi anonim şirket gibi yönetmek istiyorum dedi. Kabinesi de öyle zaten. Sağlık Bakanı’nın kaç tane hastane zinciri var. Turizm Bakanı öyle. Bastırdı AVM’leri açtırdılar biliyorsunuz. Turizmi açıyorlar. Sağlık turizmini, genel turizmini. Sınavları öne aldılar. Değil mi Turizm Bakanının bir yığın turistlik işletmeleri olduğunu biliyoruz. Milli Eğitim Bakanı öyle. Yeniden devleti hatırlamak, devletin temel sorumluluğunu, kuruluş felsefesini hatırlamak ve sosyal devleti öne çıkarmak gerekiyor. Eğer Türkiyeiye’de salgın Epidemiyoloji bilimi ilkelerine göre yönetilse idi, bilim kurulu kararları açıklanmayıp önemli ölçüde keyfi biçimde uygulanıp uygulanmama noktasında karartılmasa idi biz bugün salgını daha erken kapatabilirdik önemli Ercan. Ben size iki örnek vereceğim sayısal, izninizle Ercan Bey. Kusura bakmayın bazen adınızla da sesleniyorum.

Profesör. Doktor. Ercan Küçükosmanoğlu: Seslenebilirsiniz hocam

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Ercan hocam diyeyim. Ercan hocam bakın; AVM’lerin açılışında 11 Mayıs’ta 1114 yeni olgu o gün kayda girmişti. Bunlar biliyorsunuz hep PCR pozitif olanlar. Klinik olarak tanı konup tedavi edilenler bunların dışında. Sağlık Bakanlığı onları açıklamıyor. 1114 idi. Biliyorsunuz yüzde sekseni de hastaların 5-6. günde bulaştırıcı duruma geliyorlar. 14 gün en uzun kuluçka süresi. 5 gün En sonra nerdeyse yüzde sekseni bulaştırıcı olan hastalar nedeniyle 1610’a çıktığını görüyoruz olgu sayısının. Hemen bir gün öncesinde 1708. 1114’ten başlıyor AVM’lerin açıldığı gün % 50. 600, 500, 700 dolayında artış var. İşte bu bir siyasal kararın faturasıdır. Buradan halkımız keşke bizi dinlese ve anlasa. Bak arkadaşım, bak sevgili halkım coşkuyla hücum ediyorsun AVM’ye ama hasta oluyorsun. 1114’ten 1708’e yükselmiş 15 Mayıs’ta 1610 olmuş 16 Mayıs’ta hasta sayısı. Bunların içinde tabi ne yazık ki belli oranlarda ölüm de oluyor. Dolayısıyla sen kendini koruyacaksın. Siyasal iktidar kapitalizmin mabetlerini sermayenin baskısına dayanamayarak açtı. Zaten sermayeyle iç içe. Dolayısıyla anla bu iktidar senden yana değil, sermayeden yana. En En sonra 24 Mayıs’a geliyorum. 14 günlük kuluçka dönemi en uzun kapandığında 1141’deyiz Ercan Bey. 1114, 1141 yani. 14 gün boyunca AVM’lerin açılışından En sonra biz salgın eğrisini indiremedik. Hala 11 Mayıs’ın üstünde olgu sayısı var. Dalgalanmalarla, iniş çıkışlarla gidiyor 1600 oluyor 1400 oluyor. 972 oluyor. Hep söyledim. Eğer o hatayı yapmasaydık salgın eğrisi daha çabuk inecekti belki daha çabuk kapanacaktı. Daha az insan hastalanıp daha az insan ölecekti. Ama bu siyasal tercih yüzünden salgın eğrisi daha yavaş ve nazlı iniyor aşağıya. Sağlık Bakanı da geveliyor değim yerindeyse. Diyor ki öngörülebilir sınırlar içinde. Şimdi biz çok açık soruyorum buradan, Sağlık Bakanı’na soruyorum 1114 idi 11 Mayıs’ta AVM’leri açtığınız günde 14 gün En sonra bu rakamın yerinde sayacağını ya da biraz üstünde olacağını öngördünüz mü? Öngördü ve yaptı iseniz bu insanların yaşam hakkını, sağlık hakkını hiçe saymaktır. Sermayenin kârına kurban etmektir. Öngöremediyseniz bu da bir bilimsel yetersizliktir. Yönetsel yetersizliktir. Niye oturuyorsunuz orda. Bunları öngörebilmeniz gerekirdi. Biz söyledik çünkü.

Bir şey daha izninizle. Biz kendimizden söz etmekten utanırız ama bu işin bilimsel, matematik yöntemlerle yapılabileceği şeklinde anlaşılsın. Ahmet Saltuk böyle yaptı anlamında değil. Benim egomun hiçbir değeri yok. Değeli meslektaşım Ercan Bey, 10 Nisan günü biz Ceviz Kabuğu’ndaydım. Biliyorsunuz o büyük hata yapıldı. Saat 22.00’de sokağa çıkma yasağı ilan edileceği bildirildi. 2 saat En sonra. İnsanlar hazırlıksız. Böyle bir yönetim olamaz. İnsanlarını tuzaklayan, öngörüsüz, kısa, orta, uzun planları olmayan, gelişmelerin arkasından sürüklenen bir yönetim olamaz. İçişleri Bakanlığı bunu açıkladı. Ben dedim ki bakın bugün yani 10 Nisan günü Ceviz Kabuğu’nda kayıtlarda vardır. 96 yeni olgu tanısı konmuştu o gün. Bunun bize maliyeti bir hafta En sonra yaklaşık 27-28 fazladan ölüm olacak dedim. Ben kahin değilim haşa. Bilim terbiyesi almış bir insanım Basit Epidemiyolojik bazen karmaşık Epidemiyolojik formüllerle modellemeler yapıyoruz. Bakın 16 Nisan’da 6 gün En sonra. 5-6 gün ya kuluçka dönemi biliyorsunuz. 125’e çıktı ölüm sayısı. 96 ile 125’in arasındaki fark 29. Biz de 27- 28 ölüme mal olacak daha En sonrası bir o kadarı da ikinci haftaya yansıyacak demiştik. Yani 56 dolayında toplam ölüm. Şimdi bu ölümlerin sorumlusu kim. Hesabını kim verecek Bunun hesabını kim soracak. Sorabilecek mçok güzelz? Daha acısı bizim sokaktaki mazlum insanım, garip insanım, görüp bu iktidara oy veren insanlarım kendilerinin yaşam hakkını korumayan uluslararası tekellerin Türkiyeiye’deki uzantılarının mali çıkarlarını öne çekerek halkın yaşam hakkını buna feda eden bu anlayışı nasıl, ne zaman görecek ve hesap soracak. Bu insanların katilleri kimdir. Bu fazladan ölen insanların. Hangi politikalardır. Bunların sorgulanması lazım. Ama Türkiyeiye giderek totaliter bir rejime kayıyor bildiğiniz gibi. Bu tür eleştirilerde Şeamet ağızlı olunmuş oluyor. Biz şeamet ağızlı falan değiliz. Biz halktan yanayız. Biz bilimle seslendiriyoruz. Siyasal iktidarın da karşısında kategorik olarak asla değiliz. Doğru yaptıklarını alkışlarız. Yanlış yaptıklarını da eleştirmek boynumuzun borcudur. En En sonuç olarak bundan En sonrası için devletin asli görevini hatırlaması, sosyal devlete dönmesi, birinci basamak sağlık hizmetlerinin özellikle güçlendirilmesi, aile hekimliği sisteminden vazgeçilmesi, sağlık ocakları sistemine geri dönülmesi, şehir hastanelerinin kamulaştırılması, genel sağlık sigortası rejiminin kaldırılarak adil bir vergilendirme rejimi üzerinden sağlık hizmetlerinin bütçeden finanse edilmesi. Eğer koruyucu sağlık hizmetlerini etkin, yaygın nitelikli yaparsanız zaten tedavi giderleriniz çok azalacak. Şimdikinden çok daha az harcayarak ulusal gelirin %10’nu harcıyoruz şu anda Ama OECD ülkeleri içinde dipten üçüncüyüz sağlık düzeyi göstergeleri bakımından. Çok daha az harcayarak çok daha sağlıklı ulus olmamız mümkün. Bunun yerine sermayenin kasalarını doldurmayı seçmeyelim. Bunun yerine özel sağlık sektörünün şunun bunun gereksiz hastaları dilim varmıyor söylemeye kobayları olmayalım. Bu mümkündür. Bir de Türkiyeiye’nin çevresi çok kaynıyor. Rusya perişan. Görüyorsunuz. Olgu sayıları bakımından üçüncü sırada.

Profesör. Doktor. Ercan Küçükosmanoğlu: Evet hocam. Ben de biraz o konuya değinecektim. Dünyamızdaki ve ülkemizdeki sağlık düzenleri açısından konuşacaktım. ABD’yi siz örnek verdiniz. ABD’de 1 milyon kişide ölüm örneğin 302, vaka 5158 iken Türkiyeiye’de 1 milyon kişide ölüm 52, vaka sayısı 1873. Küba’da 1 milyon kişide ölüm 7, vaka sayısı 1milyon kişide 172. Bulgaristan’da örneğin bizim yanımızda hemen Bulgaristan’da 1 milyon kişide 19 kişi ölmüş vaka sayısı da 351. Burada bir ülkemizin ABD ve Rusya’nın farklı özellikleri var. Ama burada ilgi çekici durum Küba’nın durumu. Gerçekten çok az sayıda ölüm ve çok az sayıda vakaları var. Artı bir de biliyorsunuz Küba bu aşı teknolojisine de çok ciddi olarak çalışıyor ve bir üretim yapıyor. İlaç teknolojisinde de böyle, fakat dünya çapında maalesef çok dikkate alınmamazlığa geliyor. Ama ciddi bir bilimsel bir çalışma yapıyor Küba. Bu konularda da neler söyleyebiliriz hocam? Dünyadaki sağlık düzenleri ve bilimsel araştırmalar konusunda.

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Evet Küba aynı zamanda İtalya’ya da koştu yardım etti. Güney Amerika ülkelerine yardım ediyor Kübalı doktorlar. Orada Fidel Castro’nun kurduğu bir sosyalist rejim var. Ve sağlık giderlerinin %95’ine yakını meslektaşım Ercan Bey koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılıyor. Halk sağlığı hizmetlerine ayrılıyor. Türkiyeiye’de Sağlık bakanlığının güdük bir bütçesi var. 58-59 milyar gibi ve toplam bütçe içinde % 5’i ancak buluyor oran olarak. Büyük bir bölümü de perEn sonel giderine gidiyor. Bu bütçenin içinde sağlık hizmetlerine ayrılan rakam En son derece güdük. Ve altını çizeyim önemli meslektaşım bu bir bilinçli tercih. Çok çıplak söyleyeyim. Hasta ol gel deniyor. Ve o görkemli hastaneler, şatafatlı varlıklar topal ördekleri bekliyorlar. Kapitalizmin dilinde hastalar topal ördektir. Topal ördekler düşerler hastanelere, sağlık kuruluşlarına. Sağlık eğitimi adı altında yapılan programlar birer müşteri kışkırtmadır. “Customer provocation”’dır gavurcasını söyleyeyim. Yani biz uydurmuyorum. Kapitalizmin literatüründe var bu. Customer provocation. Customer provocater bu işi yapan provaköterler vardır. Örneğin meslektaşımız Mehmet Öz bunlardan biridir. Amerika’dan gelir televizyonlarda konuşur. Ertesi gün hastanelere topal ördekler düşer. İnsanlara sağlık eğitimi değil hipokondoktoriyak dürtülerini gıdıklama amaçlıdır bu programlar. Dolayısıyla halkın yana sosyalist rejimlerde görüldüğü gibi halkın sağlığı görünüyor. Ama Amerika gibi Obama’nın yaptığı sınırlı sağlık reformlar Amerika’daki 30 milyon yoksula sınırlı bir sağlık güvencesi getiren Obamacare’i bile 2017 yılında kaldıran şimdiki Trump’ın rejiminde durumu görüyoruz. Dolayısıyla o görkemli yüksek teknoloji yetmiyor insanları kurtarmaya çünkü insanlar sağlık hizmetlerine erişemiyorlar. Yani gidersem diyor hastaneye birkaç test o, bu yapılsa 10 bin dolardan aşağıya çıkmayacağım. Benim bunu ödeme şansım yok ve Amerikan sistemine göre iflas etmiş bir Amerikan vatandaşı olarak sistemden dışlanacağım diye hiçbir sosyal hakkını, ekonomik hakkını, yasal hakkını kullanamıyor iflas etmiş bir Amerikalı. Deyim yerindeyse Ektopik(dış) gebelik gibi dışlanmış oluyor bir yana. Böyle. Dolayısıyla Amerika’nın da bu sistemini gözden geçirmesi gerek. Türkiyeiye’de küçük Amerika olmaya özeniyor. Böyle bir sefalet kabul edilemez. Almanya batı kapitalizminden bir örnek verilebilir önemli meslektaşım Ercan Bey. Bu ülke küreselleşmenin yani yeni Emperyalizmin bütün hızına karşın sağlık sistemini bütünü ile özelleştirmedi. Bismark’ın 1881’de kurduğu o dünyanın ilk ve görkemli sosyal güvenlik sistemini korudu. Ölçü şu, somut ölçü % 90’ı şu anda Almanya’da sağlık giderlerinin kamusal kaynaklardan karşılanıyor. %10 kadar insanların cebinden ödedikleri vergiye ek olarak bir harcama çıkıyor. O da sıra dışı diyelim estetik cerrahi girişimleri, şunlar, bunlar oluyor. Onun için Almanya çok başarılı oldu. Fransa keza epey önemli ölçüde sosyal devlet hala. Yani bunlar bizde kapitalizmin uşağı konumuna indirdikleri gibi kendileri sosyal devleti büyük ölçüde korudular. İngiltere ne yazık ki 1945’lerde Lord Beveridge’in geliştirdiği Ulusal sağlık sistemi National Health Services’i felç etti Thatcher döneminde. Reagan ABD’de Thatcher bu tarafta vahşi küreselleşmeyi dayattılar bütün dünyaya. İngiltere’nin perişan durumunu görüyoruz. Kapitalist yapıda neredeyse sosyalizme yakın sağlık sistemi sunan o ülke bugün en ağır bedelleri ödüyor. Şimdi bakıyorum 5. Sırada hala. 261 binin üstünde olgusu var. Daha dün 1625 olgu yakalanmış İngiltere’de. İtalya çözdü. Fransa 300’e indirdi. Almanya 400’lerde. Türkiyeiye hala 987 lerde böyle. Dolayısıyla küresel işbirliği de gerekli Dünya Sağlık Örgütü’nün öncülüğünde. Türkiyeiye’nin çevresi kaynıyor. Az önce söyledim Rusya öyle perişan. İran’da salgın eğrisi yeniden başkaldırmaya başladı. Irak ve Suriye siz daha çok güzel biliyorsunuz.

O bölgedesiniz. Hiçbir veri yok ama kuşkusuz orda da çok veri var. Türkiyeiye’nin her tarafı ateş çemberi gibi. Bu açılmaları, gevşemeleri biz kabak çiçeği gibi açılma olarak görüyorum. Ölçüsüz görüyorum. Zararı yok 40-50 insan ölebilir fazladan. Biz onu kamufle ederiz. Sağlık Bakanının dediği gibi öngörülebilir sınırlarda deriz. Daha hızlı inecekken salgın, bitecekken, daha az insan ölecekken fazladan her gün işte 20-30-40 neyse insanın ölümüne göz yumup ekonomçok güzel döndürmeyi seçeriz. Böyle gider. Umarım halkımız da bu tablodan kendi yaşamını hiçe sayan, kurban eden, feda eden kapitalizmin çıkarlarına AKP iktidarının ve bizzeri iktidarların güdümünden kendini kurtarmak üzere uyanır. Bir önerim şu olsun muhalefete iktidar dinliyor ama söylediklerimizi, korku belası dinliyor. Benim önerilerimden 8-10 tanesini yaptılar çok sınırlı ölçülerde yer yer. Ve gecikerek yaptılar.

En En sonbaharda önerim muhalefet bir ulusal kurultay toplasın Ercan Bey meslektaşım. Burada korona odaklı olmak üzere sağlık politikaları ekseninde ve genelde de makro ekonomik politikalar bağlamında neo liberal, küreselleşme ve vahşi kapitalizm masaya yatırılsın. Yeniden sosyal devlet, yeniden sağlık hakkı diye gündeme getirelim diyorum. Büyük Atatürkiye’ün bir sözü ile bağlayayım. Ne demişti Mustafa Kemal Paşa tırnak içinde aynen söylüyorum. “Devlet olma iddiasındaki siyasi teşebbüslerin en birinci görevi, vazifesi halkın sağlığı ve sağlamlığıdır”. Şimdi tersinden alırsak bunu önemli meslektaşım eğer siz bir siyasi teşebbüs olarak halkın sağlığı sağlamlığını birinci vazife olarak almıyorsanız devlet değilsiniz. Türkiyeiye’de ve dünyada kapitalizm devleti tasfiye etti. Ülke halklarını sömürmenin vahşi, acımasız sopalı bir tahsildarı durumuna düşürdü. Türkiyeiye’de bunların en önde gidenlerinden AKP iktidarıyla özellikle.

Profesör. Doktor. Ercan Küçükosmanoğlu: Hocam biz çok az olarak başta değinmiştik ilk başladığımız konuyla gireceğim. Sağlık çalışanlarının sağlığı meselesi var. Şimdi dedik ya 40 civarında sağlık çalışanı hayatını kaybetti.

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: 38

Profesör. Doktor. Ercan Küçükosmanoğlu: Evet. Şimdi bizim önerim tabi buradan şöyle bir önerim var. Şimdi bu arkadaşlarımızın bir kısmı içinde Aile hekimi var, hastanede çalışan arkadaşlarımız var. En En son bizim arkadaşım Uğur Ertuğrul hayatını kaybetti genel cerrahi uzmanı, sizin de başlangıçta da sizin arkadaşınız Cemil Taşçıoğlu hayatını kaybetmişti hocam

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Sınıf arkadaşım evet evet.

Profesör. Doktor. Ercan Küçükosmanoğlu: Sınıf arkadaşınız, söylemiştiniz. Şimdi biz şunu istiyorum yani bu sağlık çalışanları arkadaşlarımızın vefatları araştırılmalı diyorum biz yani. Örneğin bulaşları nereden aldıkları yani kişisel koruyucu ekipman kullanım durumlarının araştırılması gerekir diye biz düşünüyorum hocam siz de aynı fikirde misiniz? Bu konuda ek olarak neler yapılabilir Sağlık çalışanlarının sağlığı konusunda ve sağlık çalışanlarının ölümleri konusunda dedik işte bunların mutlaka meslek hastalığı sayılması gerekiyor artı bir de biliyorsunuz, sağolsun çalışma bakanlığı bir şey daha çıkardı ya da cumhurbaşkanlığı kararnamesi bilmiyorum. Tüm işçilerde Covid 19 meslek hastalığı ve iş kazası olmaktan çıkartıldı. O da ülkemizin büyük bir ayıbı olarak değerlendiriyorum. Hem sağlık çalışanları arasında hem de tüm çalışanlar açısından.

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Şimdi bakın önemli meslektaşım çok önemli bir yara bu sözünü ettiğiniz konu. Meclis başkanı acil öneri ve gündemleri olmadığını söyledi meclis neden kapalı diye kendisine sorulduğunda. Oysa meclisin çok acil yapması gereken işler var. Her şeyden önce Anayasa’nın 98. Maddesine göre bilgi edinme ve hükümeti denetleme görevini yerine getirmesi gerekiyor. Hemen önümde Anayasa’nın 98. Maddesine bakıyorum. Başlık şu: TBMM’nin bilgi edinme ve denetim yolları diye. Birçok yasanın çıkartılması gerekli, bu süreçte ve dört yöntem var burada bilgi edinme ve denetleme bağlamında değil mi. Genel meclis araştırması, genel görüşme, meclis soruşturması ve yazılı soru. Yazılı soru önergelerine de geç yanıt alınıyor ve etrafından dolanıyor hükümet gerekli bilgileri vermiyor. Şimdi biz size 5510 sayılı yasanın 14. Maddesini söyleyeceğim; herkes dinliyor sayenizde teşekkür ederim. Bakın bu madde derslerde de anlatıyorum, meslek hastalıkları derslerinde. Tekrar ediyorum genel sağlık sigortası ve sosyal sigortalar yasası bu yasanın adı 5510 sayılı yasa. 14. Madde de meslek hastalığının tanımı bildirilmesi ve soruşturulması başlığı var. Açık, açık diyor ki meslek hastalığı sigortalının diyor. Bu çalışan sağlık çalışanlarımızın hepsi SGK kapsamında sigortalı. Zorunlu biliyorsunuz Genel sağlık sigortası. Meslek hastalığı sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin diyor şimdi çalıştığı veya yaptığı işin yani çalıştığı iş bir işverene bağlı olarak yaptığı işse kendi hesabına çalışıyor. Diyelim bir muayenesinde çalışıyor. Bu arkadaşlarımız bir işverene bağlı olarak çalışıyorlar. Devlete bağlı olarak veya özel sektöre bağlı olarak çalışıyorlar. Yaptığı iş kapsamında değil. Dolayı tekrarlanan bir sebeple diyor. Biliyorsunuz meslek hastalıkları o etmenle belli bir süre karşılaşmayla olur. Bir kez karşılaşmayla kural olarak olmaz. Örneğin çimento fabrikasına bir gün gidip çalışan işçi gün çimento tozu soludu diye çimento tozu pnömokonyozu olmaz. Bunun belli bir süresi var yönetmeliklerde.Şimdi bu böyle devam eder. Tekrarlanan bir sebeple diyor. Orda bir de veya var. Bu veya çok önemli. Değerli meslektaşım bizi hoşgörün biz sağlık hukuku mastırı da yaptım. Bu alana da emek verdim. Sağlık hukukuna. Yine çok özür dileyerek söylüyorum. Mülkiye okudum .Kamu yönetimi siyaset bilimi okudum. Bu işeri daha çok güzel anlayabileyim diye. O nedenle bir parça hukuk mürekkebi yalamış sağlık hukuku mastırı yapmış bir insan olarak ve alandan uygulamadan gelen biri olarak bu maddeyi yorumlama yetkim var. Gerekçesine de baktığımızda veya dedikten En sonra şöyle başlıyor. İşin yürütüm şartları yüzünden diyor. İşin yürütüm şartları yüzünden. Yani siz de hekimsiniz çok çok güzel bileceksiniz. Bu işte bizim tipik sağlık çalışanlarının mesleksel bulaşıcı hastalıklarıdır. Burada tekrarlı karşılaşma gerekmez. Bir verem hastasından verem mikrobunu yeteri düzeyde aldıysanız hasta olursunuz. Efendim bir korona hastasından, yoğun bakımda entübasyon sırasında şu bu bakım sırasında yeterince viral yük aldı iseniz hasta olursunuz. Burada tekrarlama gerekmez. Tekrar ediyorum veya işin yürütüm şartları diyor. Yani tekrarlama koşulu aramıyor. Belli bir süre o işte çalışma koşulu aramıyor artı aranamaz, zaten doğası gereği meslek hakları bakımından çok net 5510 sayılı yasanın 14. Maddesi böyledir. Bunu bugün değiştirseniz bile geriye dönük insanların haklarını elinden alamazsınız. Kazanılmış haklardır bunlar. Mutlaka dava edileceklerdir. Yargıtay’da örnekleri var. Meslek hastalıklarına ilişkin emsal kararlar var. Örnek kararlar var. Anayasa Mahkemesi’nden döner. Anayasa Mahkemesi hukuka saygılı, bağlı, bir karar verirse eğer. Olmadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden döner. İnsanları yormayın. Benim söyleyeceğim budur.

Profesör. Doktor. Ercan Küçükosmanoğlu: Evet. Evet 

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Yazıktır, günahtır bu insanlara. Bakın Çin’de Ercan Bey 82 günlük salgında 3000 dolayında sağlık çalışanı enfekte oldu. Bizde şimdiden 10.000’e yakın bu 7500 rakamı geçen haftaki rakam. Biraz daha büyümüştür herhalde 10.000’e yakın. Yazıktır, günahtır. Bu insanları koruyamadık. Yeterli koruyucu donanım veremedik. Dinlenmelerini sağlayamadık vesaire. O bakımdan utanç verici bir şeydir. Mutlaka meslek hastalığı kabul edilmelidir. Tazmin edilmelidir. Geride kalanlarına, ölen sağlık çalışanlarının meslek hastalığı üzerinden çoluk çocuğuna, anne babalarına, bakmakla yükümlü olduklarına hak ettikleri tazminat ve aylık bağlanmalıdır diye altını bir kez daha çizerek söylüyorum.

Profesör. Doktor. Ercan Küçükosmanoğlu: Çok teşekkür ederiz Ahmet Hocam bu önemli bilgileriniz için. Gerçekten de Koronavirüs sürecinden çıkaracağımız derslerin epey bir kısmını anlamış olduk. Çok sağolsun Ahmet Hocam bize bu önemli bilgileri verdiniz . Çok sağ olun hocam. Eklemek istediğiniz birkaç kelime varsa onları alıp bitireyim hocam buyurun.

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Yani eksik olmayın 1 saat 22 dakika oldu aşağı yukarı. 82 dakikadır konuşuyoruz. İnsanları sıkmayalım. Bu olaydan bir başarı öyküsü siyasal iktidar yaratmaya çalışmasın. Salgın çok güzel yönetilmedi. Kötü yönetildi. İyi yapılanlar var kuşkusuz ama çok daha az bir bedelle kapatılabilirdi. Halkımız iktidarın söylediklerinden çok bilim insanlarının söylediklerine baksın derim. AVMler zorunlu değildir gidilmesin. Uzak durulsun. Bu 3-4 önlem mutlaka sürdürülsün 1-1,5 metreden az olmayan fiziksel uzaklık etkili maske, kapalı alanlarda kısa süreli kalma, zorunlu değilse gitmeme genel hijyen ve el temizliği kurallarını daha uzun süre sürdüreceğiz. İkinci bir dalga riski vardır. Dünyada salgın hala büyük bir hızla devam ediyor Ercan Bey. Önümde bakın en En son rakamlara bakıyorum. Daha dün ortaya çıkan dünya genelinde yeni tanı 90.184 önemli meslektaşım. 90.184 iki gün önce 108.000’di bu rakam. Salgın ve yangın devam ediyor. Biz tek başına bundan kendimizi kurtaramayız. Uluslararası toplumlarla bir bütün halindeyiz. Önlemleri daha uzun bir süre götüreceğiz. İktidar da ne olur yerli ve yabancı tekellerin çıkarlarına, karları uğruna insanlarımızı, masum insanlarımızı onların anlayamayacakları bir şekilde feda eden politikalardan uzak dursun.

Profesör. Doktor.Ercan Küçükosmanoğlu: Çok teşekkür ediyoruz Ahmet Hocam. Çok sağ olun.

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Sağlıklar çok güzel bayramlar. Hoşça kalın

Profesör. Doktor.Ercan Küçükosmanoğlu: İyi bayramlar tekrar.

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Bana fırsat verdiniz teşekkür ederim

Profesör. Doktor.Ercan Küçükosmanoğlu: Sağlıcakla kalın hocam

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Erişkesini bana yollarsanız web sitemden de koyarım yayınlarım.

Profesör. Doktor.Ercan Küçükosmanoğlu: Tabi ki hocam halkçı doktorlar olarak sizlere saygılarımızı sunuyoruz.

Profesör. Doktor. Ahmet Saltık: Görüşmek üzere

Profesör. Doktor.Ercan Küçükosmanoğlu: Sağlıcakla kalın.

PAYLAŞ

BİR CEVAP BIRAK